Allah’ın Sıfatları nelerdir?

Allah’ın Sıfatları nelerdir?

Allah’ü teâlâ’ya iman etmek demek, o’nun yüce varlığı hakkında vâcip ve zorunlu olan kemal ve yetkinlik sıfatlarıyla, caiz sıfatları bilip, öylece inanmak, zâtını noksan sıfatlardan yüce ve uzak tutmaktır. Allah, şanına lâyık olan bütün kemal sıfatlarıyla nitelenmiş ve noksan sıfatlardan münezzehtir.

Allah’ü teâlâ’nın sıfatlarının hepsi ezelî ve ebedî sıfatlardır. O’nun sıfatlarının başlangıcı ve sonu yoktur. Allah’ın sıfatları, yarattıklarının sıfatlarına benzemez. Her ne kadar isimlendirmede bir benzerlik varsa de Allah’ın ilmi, iradesi, hayatı, kelamı; bizim, ilim, irade, hayat ve kelamımıza benzemez. Biz Allah’ın zatını ve mahiyetini bilmediğimiz ve kavrayamadığımız için o’nu isim ve sıfatlarıyla tanırız.

Kur’ân-ı Kerim “Onu gözler idrak edemez. Fakat o, gözleri idrak eder. O, eşyayı pek iyi bilen, her şeyden haberdar olandır” (el En’âm 6/103) buyurarak, Allah’ın zatını idrak etmenin, mahiyetinin bilmenin imkânsız olduğunu açıklamıştır.

Hz. Peygamber de bu konuda şöyle buyurmuştur: “Allah’ın yarattıkları hakkında düşününüz. Fakat Allah’ın zâtı hakkında düşünmeyiniz. Gerçekten siz buna hiç güç yetiremezsiniz” (Süyûti, el-Câmi’u’s-sagı, I, 132; Aclûnî, Keşfü’l-hafâ, I, 311).

Yüce Allah’ın varlığı zorunlu ve vacip olan sıfatları iki guruba ayrılır: Zâti sıfatlar, subîtı sıfatlar.

a) Zatı Sıfatlar

Sadece Allah teâlâ’nın zâtına mahsup olan, yaratıklarından herhangi birine verilmesi câiz ve mümkün olmayan sıfatlardır. Zât sıfatların zıtları Allah hakkında düşünülemediği, bu sebeple noksanlık, sonluluk ve eksiklik, ifade eden bu özelliklerden o’nun tenzih edilmesi gerektiğinde bu sıfatlara tenzîhÎ sıfatlar ve salbî sıfatlar da denilmiştir. Zâtî sıfatlar şunlardır.

1. Vücûd: “Var olmak ” demektir. Allah vardır, varlığı başkasından değil, zâtının gereğidir, varlığı zorunludur. Vücûdun zıttı olan yoktur Allah hakkında düşünülmez.

2. Kıdem: “Ezelî olmak, başlangıcı olmamak” demektir. Hiçbir zaman düşünülemez ki, bu zamanda Allah henüz var olmamış olsun. Çünkü zaman denilen şeyi de o yaratmıştır. Ne kadar geriye gidersek gidelim o’nun var olmadığı bir zaman düşünülemez, bulunamaz. Allah sonradan meydana gelmiş bir varlık değildir. Ezelî (kadim) varlıktır. Kıdem sıfatının zıddı olan sonradan olma (hudüs) Allah hakkında düşünülemez.

3. Beka: “Varlığının sonu olmamak, ebedî olmak” demektir. Allah’ın sonu yoktur. Ezelî olanın ebedi olması da zorunludur. Bekanın zıddı olan sonu olmak (fenâ) Allah hakkında düşünülemez. Ne kadar ileriye gidilirse gidilsin, Allah’ın olmayacağı bir an düşünülemez. Kur’ân-ı Kerim’de Allah’ın ezelî ve edebî oluşu hakkında şöyle bulunur. “O, ilktir, sondur…” (el-Hadîd 57/3), “… Allah’ın zatından başka her şey yok olucudur…” (el-Kasas 28/88).

4. Muhalefetün li’l-havadis: “ Sonradan olan şeylere benzememek” demektir. Allah’tan başka her varlık sonradan olmuştur. Allah sonradan olan şeylerin hiçbirisini hiçbir yönden benzemez. Allah, kendisi hakkında bizim hatıra getirdiklerimizin de ötesinde bir varlıktır. Bu sıfatın zıddı olan sonradan olana benzemek ve denklik (müşâbehet ve mümâselet) Allah hakkında düşünülemez. Kur’an’da şöyle buyrulur: “…O’nun (benzeri olmak şöyle dursun) benzeri gibisi (dahi) yoktur…” (eş-Şûrâ 42/11)

5. Vahdâniyet: “ Allah’ü Teâlâ’nın, zatında, sıfatlarında fiillerinde bir ve tek olması, eşi, benzeri ve ortağının bulunmaması” demektir. Vahdaniyetin zıddı olan birden fazla olmak (taaddüd), eşi ve ortağı bulunmak, (şirk) Allah hakkında düşünülmesi imkânsız olan sıfatlardandır. İslam’a göre Allah’tan başka ilah, yaratıcı, tapılacak, sığınılacak, hüküm ve otorite sahibi bir başka varlık yoktur. İhlas ve Kafirun sureleri ile Kur’an’ın pek çok ayeti Allah’ın tek ve eşsizliğini ortaya koyarken, şirki reddeder (bk. El-Enbiyâ 21/22; el-İsrâ 17/42; ez-Zümer 39/4)

6. Kıyâm bi-nefsihi: “Varlığı kendiliğinden olmak, var olmak için bir başka varlığa ihtiyaç duymamak” demektir. Allah kendiliğinden vardır. Var olmak için bir yaratıcılığa, bir yere, bir zamana, bir zaman muhtaç değildir. Başkasına muhtaç olmak (kıyâm bi-gayrihî), Allah hakkında düşünülmez. Kur’ân’ı Kerîm’de bu sıfatla ilgili olarak şöyle buyurulur: “De ki: O Allah birdir. O, sameddir (başkasına ihtiyaç duymayandır)…” (el-İhlâs 12/1–2), “ Ey iman edenler Allah’a muhtaç olan sizlersiniz. Zengin ve övülmeye lâyık olan ancak o’dur” (el-Fâtır 35/15).

b) Sübûtî Sıfâtlar

Varlığı zorunlu olan ve Kemâl ifade eden sıfatlardır. Bu sıfatlar “Allah diridir, irade edendir, güç yetirendir…, hayat, irade ve kudret… sıfatları vardır” gibi müsbet (olumlu) ifadelerde Allah’ı tanıttığı için subuti sıfatlar adını almışlardır. Subûtî sıfatların zıtları olan özellikleri Allah hakkında düşünülemez. Bu sıfatlar ezelî ve ebedî olup, yaratıkların sıfatları gibi sonradan meydana gelmiş değildir. İster hay (diri), âlim (bilen), kâdir (güç sahibi) gibi dil kuralları açısından sıfat kelimeler olsun, ister hayat, ilim, kudret, gibi mastar kalıbındaki kelimeler olsun bütün sübûtî sıfatlar hiçbir şekilde yaratıkların sıfatlarına benzememektedir. Çünkü Allah’ın ilmi, kudreti, iradesi… sonsuz, mutlak, ezelî ve ebedîdir, kemal ve yetkinlik ifade eder. Kullarınki ise sonlu, kayıtlı, sınırlı, sonradan yaratılmış, eksik ve yetersiz sıfatlardır. Subûti sıfatlar sekiz tanedir. 

1. Hayat: “Diri ve canlı olmak” demektir. Yüce Allah diridir ve canlıdır. Her şeye, kuru ve ölü toprağa can veren o’dur. Ezeli ve ebedi bir hayata sahiptir. Hayat sıfatının zıddı olan “ölü olmak” (memat) Allah hakkında düşünülemez. Kur’an’da bu sıfatla ilgili şöyle buyrulur: “Ölümsüz ve daima diri olan Allah’a güvenip dayan…” (el-Furkan 25/58), “(Artık bütün) yüzler, diri ve her şeye hâkim olan Allah için iğilip boyun bükmüştür…” (Tâhâ 20/111)

2. İlim: “Bilmek” demektir. Allah her şeyi bilendir. Oluşu, olanı, olacağı, gelmişi, geçmişi, gizliyi, açığı bilir. Allah’ın bilgisi yaratıkların bilgisine benzemez, artmaz, eksilmez. O, her şeyi ezelî ilmiyle bilir. Allah, her şeyi olacağı için bilir. Yoksa Allah bildiği için olmaz. Âlemde görülen bu güzel düzen, tertip ve şaşmaz âhenk, onun yaratıcısının engin ve sonsuz ilminin en büyük göstergesidir. İlim sıfatının zıddı olan cehl (bilgisizlik), Allah hakkında düşünülmesi imkânsız olan bir sıfattır. İlim sıfatları ile ilğili ayetlerden ikisinde şöyle buyrulur: “O karada ve denizde ne varsa bilir. O’nun ilmi dışında bir yaprak dahi düşmez…” (el-En’âam 6/59), “Göklerde ve yerde olanları Allah’ın gördüğünü görmusun?…” (el-Mücâdele 58/7)

3. Semi: “İşitmek ” demektir. Allah işiticidir. Gizli, açık, fısıltılı halindi, yavaş sesle ve yüksek sesle ne söylenirse Allah işitir, duyar. Bir şeyi duyması, o anda ikinci bir şeyi işitmesine engel değildir. İşitmemek ve sağırlık Allah hakkında düşünülemez.

4. Basar: “Görmek” demektir. Yüce Allah her şeyi görücüdür. Hiçbir şey Allah’ın görmesinden gizli kalmaz. Saklı, açık, karanlık, aydınlık ne varsa Allah görür. Görmemek (âmâlık) Allah hakkında düşünülemez. Allah’ın işitici ve görücü olduğuna dair pek çok âyet vardır. Bunlardan birinde şöyle buyrulur: “(Allah) gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlendiğini bilir. Allah adelete hükmeder. O’nu bırakıp taptıkları ise hiçbirşeye hükmedemezler. Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işiten ve görendir” (el-Mü’min 40.19.20)

5. İrade: “Dilemek” demektir. Allah dileyicidir Allah varlıkların konumlarını, durumlarını ve özelliklerini belirleyen varlıktır. Allah’ın dilediği olur, dilemediği olmaz. İrade sıfatının zıddı olan iradesizlik ve zorunlu olmak (îcab bi’zzât ) Allah hakkında düşünülemez. Meşîet de irade anlamına gelen bir kelimedir. Kur’an’daki “deki: Mülkün gerçek sahibi olan Allahım, sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini de alçaltırsın…” (Âl-i İmrân 3/26), “göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. O, dilediğini yaratır…” (eş-Şûrâ 42/49) âyetleri irade sıfatının nakli delillerindendir.

Allah teâlâ’nın iki türlü iradesi vardır.

Tekvînî İrâde: Tekvînî (yapma, yaratma ile ilgili) irâde; bütün yaratıkları kapsamaktadır. Bu irâde, hangi şeye yönelik gerçekleşirse, o şey derhal meydana gelir. “Biz bir şeyin olmasını istediğimiz zaman ona sözümüz sadece “ol” dememizdir. Hemen oluverir” (en-Nahl 16/40) anlamındaki âyette belirtilen irade bu şekilde bir iradedir.

Teşrîî İrade: Teşrîî (Yasama ile ilgili) iradeye dinî irade denir. Yüce Allah’ın yer şeyi sevmesi ve ondan hoşnut olması, onu emretmesi demektir. Allah’ın bu mânadaki bir irade ile bir şeyi dilemiş olması, o şeyin meydana gelmesini gerekli kılmaz. “Muhakkak ki Allah adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emrediyor (irade ediyor)…” (en-Nahl 16/90) meâlindeki âyetteki irade bu çeşit bir iradedir. Tekvînî irade hayra da şerre de, iyiliği de kötülüğe de yönelik olarak gerçekleştiği halde teşrii irade, sadece hayra ve iyiliğe yönelik olarak gerçekleşir. Allah, hayrı da şerri de irade edip yaratır. Ancak O’nun şerre rızası yoktur, şerri emretmez ve şerden hoşlanmaz.

6. Kudret: “Gücü yetmek” demektir. Allah sonsuz bir güç ve kudret sahibidir. Kudret sıfatının zıttı olan acizlik ve güç yetirememek (acz), Allah hakkında düşünülemez. O’nun kudretinin yetişemeyeceği hiçbir şey yoktur. Kâinatta her şey Allah’ın güç ve kudretiyle olmaktadır. Yıldızlar, galaksiler, bütün uzay, canlı-cansız tün varlıklar Allah’ın kudretinin açık delilidir. Kur’an’da Allah’ın kudreti ile ilgili olarak şöyle buyrulur: “Allah geçe ile gündüzü birbirine çeviriyor. Ve siz bunda basiret sahipleri için mutlak bir ibret vardır. Allah her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üstünde sürünür, kimi iki ayağı üstünde yürür, kimi dört ayağı üstünde yürür. Allah dilediğini yaratır. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.” (en-Nûr 24/44/45)

7. Kelâm: “Söylemek ve konuşmak” demektir. Allah bu sıfatı ile Peygamberlerine kitaplar indirmiş, bazı Peygamberler ile de konuşmuştur. Ezelî olan kelâm sıfatının mahiyeti bizce bilinemez. Ses ve harflerde meydana gelmemiştir. Kelâmın zıddı olan konuşmamak ve dilsizlik, Allah hakkında düşünülemez. Allah kelâm sıfatıyla emreder, yasaklar ve haber verir. Bu sıfatla ilgili olarak Kur’an’da şöyle buyrulur: “^Musâ tayın ettiğimiz vakitte (Tûr’a) gelip de Rabbi onunla konuşunca Rabbim, bana (kendini ) göster, seni göreyim dedi…” (el-A’râf 7/143), “ De ki: Rabbimin sözlerini (yazmak) için bütün denizler mürekkep olsa ve bir o kadar daha ilave getirsek dahi, Rabbimin sözleri bitmeden önce deniz tükenecektir” (el-Kehf 18/109)

8. Tekvin: “ Yaratmak, yok olanı yokluktan varlığa çıkarmak” demektir. Yüce Allah yegâne yaratıcıdır. O ezelî ilmiyle bilip dilediği her şeyi sonsuz güç ve kudreti ile yaratmıştır. Yaratmak, rızık vermek, diriltmek, öldürmek, nimet vermek, azap etmek ve şekil vermek tekvîn sıfatının sonuçlarıdır. Bir âyette “Allah her şeyin yaratıcısıdır. O, her şeye vekildir” (ez-Zümer 39/62) duyurulmuştur.

Kaynak: Diyanet İlmihali Cilt.1.Sayfa.91

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.