Neden bir kısım kimseler inançlı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geliyor da, bir kısım kimseler de inançsız bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmektedir?

Allah’ın insanları eşit yaratıp yaratmadığı ile ilgili önemli bir soru:

Bazıları inançlı bir ailede dünyaya gelirken, bazıları ise neden inançsız bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmektedir?

İnsanların bir çoğunun zihnini meşgul eden bu soruya cevap aramaya çalışalım.

Kainatın yaratıcısı ve sahibi alemlerin rabbi olan Allah’tır. Mülk onundur. Mülk sahibi mülkünde istediği gibi tasarruf eder. Hiç kimse itiraz edemez.

Yaratılan kulun, yaratana itirazı olamaz! Olmamalıdır da. Yaratılan ancak mevcut durumda sadece olayların hikmetini düşünmek yada araştırmakla mükelleftir.

Biz dünyaya gönderilmeden önce yaratıcı ile sözleşme imzalamadık. Hiç bir şey için de pazarlık yapma şansımız da olmadı.

İnsanın hangi ailenin çocuğu olacağı yada hangi şartlarda doğacağı tamamen Allah’ın (cc) takdiri iledir.

Bu meseleyi şöyle anlamaya çalışalım. Eğer herkes imanlı olsa idi. Zaten imtihanın da bir anlamı da olmayacaktı. Dolayısıyla madem insanoğlu bu dünyaya imtihan için gönderilmiş, iman ve inkar arasında takdir edilen süreye kadar hayatı devam edecek.

Allah’ın son peygamberi olan Hz Muhammed (asm) bu konuya ilişkin olarak bir hadisinde;

“Her doğan, İslam fıtratı üzerine doğar. Sonra anne ve babası onu, Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar” (1) buyurmuştur.

Bu hadiste önce fıtrat nedir? İslam fıtratı ne demek bu terimleri öğrenelim. Konu zaten açıklığa kavuşacaktır.

Fıtrat, sözlük manası ile yaratılış, kabiliyet, hal ve karakter gibi manalara gelmektedir.

İslam fıtratının manası ise, Allah’ın, insana yaratılışından itibaren, kendisini bilme ve tanıma yeteneği vermesi demektir.

Demek ki, kişilerin, inançlı veya inançsız bir ailede, yada diğer dinlere mensup bir ailede doğması, onun fıtratını değiştirmiyor.

O zaman şöyle diyebiliriz;

Her insan, yaratıcısını arayıp bulma ve inanma kabiliyetine sahip olarak dünyaya gönderilmiştir. Bu kabiliyet doğuştan itibaren kendisine verilmemesi zaten düşünülemez. Çünkü imtihanın mantığı olmaz.

Bugün inkar ehli insanlar bile, hiç bir şeyin kendi kendine var olamayacağını bilirler. Mutlaka bir yaratıcının varlığını kabul ederler. Sadece problem gerçek yaratıcıyı bulamamalarıdır.

Kâinata baktığımızda her şeyde bir nizam ve intizam mevcuttur. Hiç bir şeyin başı boş yaratılmadığı aşikar ortadadır.

Öyleyse insan da başı boş yaratılmadığı, Allah’ın hikmetine bağlı olarak, takdir edilen, herhangi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gönderildiği anlaşılmaktadır.

İnançlı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen bir kişinin, ilerde imanını kaybetme olasılığı olduğu gibi, inançsız bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen kişinin de, her daim imana gelme olasılığı vardır.

Netice olarak; İnsanın aile seçimi tamamen Allah’ın takdiri ve hikmetine tabidir.

Başta demiştik Mülk O’nun. Mülk sahibi mülkünde istediği tasarrufu yapar. Bize düşen her durumda dua ve şükür etmektir.

Müslüman bir ülkede, Müslüman bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen bizler, Allah’a ne kadar şükür etsek azdır.

Selametle..

(1) Kaynak: Buhari, Cenaiz 92, Ebu Davud, Sünne 17

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir