İman ile Amel arasındaki ilişki

İman ile Amel arasındaki ilişki

İman ve amel, bir bütünü oluşturan parçalar değil, ayrı ayrı şeylerdir. Çünkü Kur’an-ı Kerim:

İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekât verenler var ya onların mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler.” (Bakara, 277) buyurmuş, amel, iman üzerine atfedilmiştir. Arapça gramer kuralına göre ancak ayrı ayrı manada olan şeyler birbirine atfedilebilirler. Daha açık bir ifade ile eğer amel imanın bir parçası olsaydı “İman edenler” ifadesinden sonra “iyi iş yapanlar” denmesine gerek kalmazdı.

İman ile amel, ayrı ayrı şeyler olmakla beraber aralarında çok sıkı bir ilişki vardır. Allah ancak olgun müminlerden razı olur. Olgun mümin olmak için de yalnız inanmak yeterli değildir. İman ile birlikte ibadet etmek ve güzel ahlâka sahip olmak gerekir. Hiç şüphe yok ki ibadet, imanın bir göstergesidir. Sadece inandım demek yeterli değildir. Kalpteki iman ışığının sönmemesi için ibadet de gereklidir. İbadet yapmayan kimsenin kalbindeki iman yavaş yavaş zayıflar ve Allah korusun günün birinde sönebilir. Bu ise insan için en büyük bir kayıptır. İman nurunun söndüğü bir gönül, insan için bir yük olmanın ötesinde bir anlam taşımaz.

Büyük Şair merhum M. Akif ne güzel söylemiş:

İmandır o cevher ki, İlâhî ne büyüktür. İmansız olan paslı yürek sinede yüktür.”

İman ile amel ayrı ayrı şeyler olunca, akla şöyle bir soru gelir. Farz olan ibadetleri yapmamak, Allah’ın yasakladığı büyük günahları işlemek imanı nasıl etkiler? Başka bir ifade ile farz olan ibadetleri yapmayan ve büyük günah işleyen kimse imandan çıkar mı?

Bu konuda farklı görüşler olmakla beraber Ehli Sünnetin görüşü, farz olan ibadetleri yapmamak ve büyük günah işlemek insanı dinden çıkarmaz, günahkâr yapar. Dinden çıkmak başka, günahkâr olmak başkadır.

Ashabı Kiram’dan Ebû Zerr (RA) şöyle demiştir:

Peygamberimiz (SAV)’e geldim. Üzerinde beyaz bir elbise olduğu halde uyuyordu. Döndüm, sonra yine geldim, uyanmıştı şöyle buyurdu:

Lâilâhe illallah –Allah’tan başka ilâh yoktur– diyen ve bu ikrar üzerine ölen hiç bir kul yoktur ki, cennete girmesin.”

Ben: “Zina etse de hırsızlık etse de mi?” dedim.

Peygamberimiz (asm): “Evet, zina etse de hırsızlık etse de girer.” buyurdu.

Ben: “Zina etse de hırsızlık etse de mi? dedim.

Peygamberimiz (asm): “Evet, hırsızlık etse de zina etse de girer.” buyurdu.

Ben tekrar: “Ey Allah’ın Resulü, zina etse de hırsızlık etse de mi?”dedim.

Peygamberimiz (asm): “Evet, Ebû Zerr’in burnu toprağa sürülse ve böylece zelil ve hakir olsa da muhakkak cennete girer.” buyurdu.

Ebû Zer (RA) bu hadisi rivayet ederken: “Ebû Zerr’in burnu kırılsa da, yani istemese de Peygamberimiz (SAV) böyle buyurdu.” demiştir.

Şu hadisi şerif de büyük günah ile imanın bir arada bulunabileceğini ifade etmektedir:

Ubâde b. es-Samit (RA) şöyle demiştir: Peygamberimiz (asm) etrafında bir topluluk olduğu halde şöyle demiştir:

Allah’a ibadette O’na hiç bir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarınızı öldürmemek, kendiliğinizden uyduracağınız bir yalanla kimseye bühtan etmemek, hiç bir marufta isyan etmemek üzere bana biat ediniz. İçinizde sözünde duran olursa onun ecri Allah’a aittir. Bu dediklerimden birini yapıp da ondan dolayı dünyada azaba uğrarsa bu ona kefaret olur. Bunlardan birini yapıp da yaptığı işi Allah Teâlâ örterse işi Allah’a kalır; isterse onu affeder isterse ona azap eder.” buyurdu, biz de bu şart üzerine kendisine biat ettik.”

Evet günahlar imanın aslını olumsuz şekilde etkilemese de, imanın kemalini etkiler.

Peygamberimiz (asm) şöyle buyurur:

Zina eden kişi zina ederken mümin olarak zina etmez. Hırsız, çalarken mümin olarak çalmaz. Sarhoş, şarabı içerken mümin olarak içmez.”

Hadisi şerifte; zina eden, hırsızlık yapan ve içki içen kimsenin mümin olarak bunları yapmayacağı ifade edilmekte ise de Ehl-i sünnet bunu, “Kâmil mümin olarak bu günahları yapmaz.” şeklinde anlamıştır. Az önce naklettiğimiz hadisi şerifte; Allah’tan başka ilâh olmadığını ve bu ikrar üzere ölen kimse zina etse de hırsızlık etse de cennete gireceği bir kaç kez teyit edilerek ifade buyrulmuştur.

Çünkü Peygamberimiz (asm)’den itibaren hemen her devir İslâm âlimleri, imanı bulunduğu halde farz olan ibadetleri yapmayan veya haram ve büyük günahları işleyen kimseleri yaptıklarını helâl görmedikleri sürece, mümin kabul etmişler, ancak bunların günahkâr olduklarını söylemişlerdir. Ehl-i sünnetin görüşü de budur.

Kaynak: Lütfi ŞENTÜRK – Diyanet Aylık Dergisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.