Hayal ve Hayali varlıklar

İnsandaki madde-dışı hayal, madde-dışı varlıkların ve olayların sürekli olarak var edilip yok edildiği ve yine madde-dışı düşünce ile değiştirilip şekilden şekle sokulduğu son derece dinamik bir âlemdir. Kişinin hayal âlemi, imajlardan oluşmuş adeta kişinin kendine ait bir evrendir. Zaman, mekân ve fizik kanunları kısıtlamalarına tabi olmaksızın, kişi, kendi hayal âleminde istediğini yapar. Hayal edilen imajlar fiziksel varlıklar olmadığına göre, belli ki bildiğimiz fizik âlemi dışında istediğimiz kadar geniş bir “imajlar âlemi” (âlem-i misal) vardır. Bu âlemde varlıkların görülebilmesi için ışığa, ışığı elektrik sinyallerine çevirmeye ve dolayısı ile görme sinirleri ile sinyal iletip beyinde sinyal işlemeye gerek yoktur. Hayal edilen imajlar adeta yine madde-dışı bir “hayal gözü” ile görülmektedir.

Gözle görülüp elle tutulan fiziki varlıklar (gerçek bir elma gibi) yanında, hayal edilen fizik-ötesi varlıkların (düşününce hayalimizde beliren elma imajı gibi) “sanki yok’ gibi ve önemsiz oldukları düşünülebilir. Bu tarz düşünce, herkesin görüp dokunabildiği yani sadece maddeden yapılmış ve yer kaplayan şeyleri gerçek varlık olarak görme ön yargısının doğal bir sonucudur. O yüzden, göz ile görmeye kıyasla, hayal kurma eylemi ve hatta hayalin kendisi değersiz görülebilir.[2] İnsanın beden-dışı varlığının, yani ruhunun bir uzvu olan ve varlık yerine bile koymadığımız ve değerini takdir etmediğimiz hayal, aslında önem sırasında göz, kulak, kol ve bacak gibi maddî uzuvlarımızdan hiç de geri kalmaz. Hayal etme kabiliyetini kaybetmek, zihinsel özürlü olmak demektir.

Eğer hayal olmasaydı, insanlar da diğer hayvanlar gibi içgüdüleri doğrultusunda anlık yaşayacaktı ve hiçbir şey –bir sosyal etkinlik dahil– planlanamayacaktı. Çünkü bir etkinlik planlayabilmek veya bir ürün tasarlayabilmek için, o etkinlik veya ürünün başından sonuna her aşamasını ve tüm ayrıntılarını hayal âleminde var etmek, sonra da o hayalî varlığı bir şablon gibi kullanıp onu madde âleminde aşama aşama gerçekleştirmek gerekir. Eğer hayal olmasaydı, ne eğitim olacaktı ne de bir medeniyet gelişecekti. Hayalinde gerçekleştirdiği düşünce deneyleri ile ünlü Einstein’ın da ifade ettiği gibi, “Hayal etmek, bilgiden daha önemlidir.” Bir kitabın ve hatta tek bir paragrafın yazılması dahi bütün fikirlerin hayalde anlamlı bir bütün olarak düzenlenmesini ve dolayısı ile hayal edilmesini gerektirir. Hayal etme olmasaydı, ne bir yemek hazırlanabilirdi, ne bir bina yapılabilirdi ve ne de bir toplantı düzenlenebilirdi. Hayal olmasaydı, düşünme de olmazdı. Hayal olmasaydı, bir insanla bir ayı arasındaki fark, bir maymunla bir ayı arasındaki farktan çok da fazla olmazdı. O yüzden bu özelliğe dikkat çekmek için denebilir ki, “İnsan, hayal eden bir varlıktır.” İnsanın düşünen, konuşan, ekonomik ve sosyal bir varlık olması, hayal sahibi olmasının bir sonucudur. İnsanlar, bedenleri mevcut an ile kısıtlı olduğu halde, hayalleri ile adeta zamanda seyahat ederek geçmişe ve geleceğe gidebilirler. Böylelikle varlık ve olayları daha fizik âleminde var olmadan hayal âleminde gözlemleyebilirler.  

Fizyolojik olarak insan beyni ile hayvan beyni arasında kayda değer yapısal bir fark yoktur. İnsan dışında hiçbir varlığın plan ve tasarım yapamadığı ve dolayısı ile alet kullanamadığı dikkate alınırsa, hayvanların hayal gücünün insanlara kıyasla yok gibi olduğu söylenebilir. Tüm beyinlerin karakteristik özelliğinin elektrik yüklü nöronların komşu nöronlara bağlantı noktalarında (synapses) ateşleme ile sinyal iletme gibi elektriksel aktiviteleri olduğu ve bu yönüyle bilgisayar işlemcisini andırdığı dikkate alınırsa, madde-dışı hayalin maddî beynin bir fonksiyonu olduğu anlayışının hiçbir dayanağı olmadığı görülür. Hayal etme veya rüya görme esnasında, beynin bazı bölgelerinin elektriksel olarak daha aktif olması sebep değil, olsa olsa sonuçtur – pilot kabinindeki bazı kontrol ışıklarının uçağın kalkışı sırasında aktif hale gelmesi gibi. Çünkü, hiçbir elektriksel aktivitenin yani elektrik yüklü parçacıkların hareketinin hayal ürettiği gözlenmemiştir ve gözlenmesi de beklenmemektedir. O halde madde-dışı hayal, insanın madde-dışı varlığının yani ruhun bir uzvu olması gerekir. Hayal edilen varlıkların da madde-dışı olması ve maddî varlık yerine imajlardan oluşması, bildiğimiz fizik âlemine ek olarak, fizik-ötesi bir imajlar âleminin olduğunu gösterir. Fizik âlemi yani evren sadece bir tanedir. Ama her insanın kendine özel bir hayal âlemi veya evreni vardır ve dolayısı ile hayal âlemlerinin sayısı sınırsızdır.

 

Kaynak:  Prof. Dr. Yunus ÇENGEL – sorularlaislamiyet.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir