Zaman en kıymetli sermayedir.

Zaman en kıymetli sermayedir. Ömür sermayemiz gidiyor. Rüzgâr gibi uçuyor, su gibi akıyor. İnsan ise bu dünyaya yalnız güzel yaşamak, rahat ve safa ile ömür geçirmek için geldiğini sanıyor, aldanıyor.

Halbuki ömür sermayesiyle burada âhiret ticareti yapmak, ebedî ve daimî bir hayatın saadeti için çalışmak lâzımdır. İnsanın dünya pazarına gönderiliş gayesi budur. Elimizdeki ömür sermayesi bunun için verilmiştir.

Bilirsiniz ki: “İnsan bir yolcudur. Sabavetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder.”

Cenab-ı Hak yoktan var ettiği ve dünyaya ticaret için gönderdiği insana her iki hayatı kazanmak için kısa fakat çok kıymetli bir ömür vermiştir. İnsan çok kere o sermayenin kıymetini bilmediği ve gaflet ettiği için tamamım bu fânî ve geçici hayata sarfediyor.

Halbuki ömrün, zamanın en az onda birini dünya hayatına, dokuzunu sonsuz hayata sarfetmek gerektir.

Ezel ve Ebed Sultan, zamandan ve mekândan münezzeh olan Rabbimiz Asr Sûresi’nde zamana kasem ederek şöyle buyuruyor:

“Zamana kasem olsun! İnsan zamanı değerlendirmede mutlaka zarar etmektedir.”

Evet insana hergün 24 saatlik bir zaman veriliyor. Bunun 23 saatini şu kısacık dünya hayatına sarfedip sonsuz ebedî hayatına bir saatini sarfetmeyen ne kadar zarar eder, ne kadar nefsine zulmeder, ne kadar hilâf-ı akıl hareket eder, herkes anlar.

Aklı başında, kalbi yerinde olan insan hiç olmazsa 24 saatin bir saatini namaza sarfeder; cennet biletini alır; kabre, haşre, ebede giden yolda perişan olmaktan kurtulur. 50 bin senelik yolu bir günde alır.

Zamanın kıymetini bilen ihlâslı mü’minler sabahın seher vaktinde yatmaz, kalkar, abdest alır, namaz kılar, istiğfar eder, dua eder, Kur’ân okur, zikir ve teşbih okur…

O kıymetli ve bereketli zaman dilimini; saat, dakika ve saniyeleri seneler gibi kıymetlendirir. Her dakikası ebedî hayatı sümbül verecek bir tohum, bir çekirdek hükmüne geçer. Sahibine sonsuz hayatı kazandırır.

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) Efendimiz bir hadîs-i şerifte, “2 şey vardır ki, insanların çoğu onun kıymetini bilmezler: “Sağlık ve boş vakit” buyurmuşlardır.

Evet, Müslümanın 24 saatinde boş vakit bulunmaz. İlahî programla zaman tanzim edilmiştir.

Günde beş vakit namaz kılan Müslümanın dünyalık işleri de güzel bir niyetle ibadet hükmünü alır. Meşru dairede çalışanın uykusu da ibadettir. Günahsız geçen her ânı ibadettir. Bu surette bütün sermaye-i ömrünü âhirete maledebilir.

İbadet duygusu içinde yaşayan mü’min, fânî ömrünü bir cihette bâkîleştirmiş olur. Hz. Ali (ra) bizlere bu mevzuda şunları söylüyor:

“Dünya her an bizden uzaklaşmakta, âhiretse bize yaklaşmaktadır. Bunlardan her ikisini de tercih edenler vardır. Siz âhireti tercih edenlerden olun! Dünyayı tercih edenlerden olmayın! Bugün çalışma var, hesap yok! Yarınsa hesap var, çalışma yok!”

Ömrümüzün kıymetini bilelim. O büyük sermayeyi kahve köşelerinde, gıybet ve dedikodu pazarında, zararlı bir yola giren spor sahalarında boşuna sarfetmeyelim.

Unutmayalım ki: insan hayatının her anından hesaba çekilecektir. Bize verilen bu fırsat, bu mühlet bir defaya mahsustur. İmtihan saatlerini iyi değerlendiremeyen talebe, “Gelecek sene bir daha girerim!” diye ümit eder ve girebilir. Fakat eceli gelen insan bir daha dünyaya dönemez. İstese de ibadet yapamaz.

“Çalışmak, kazanmak istiyorum!” diye yalvarsa da, o gafil ve tembel için yeni bir imtihan fırsatı yoktur.

Biliniz ki, ömrümüz az, vaktimiz dar, yapacağımız işler ve vazifeler çok; boşa, oyuna, eğlenceye sarfedecek vaktimiz yoktur. Dünkü gün, geçen ömür elimizden çıktı; gelecek günlere kalacağımıza dair elimizde senet yok! Öyleyse hakikî ömrümüz, bulunduğumuz gündür, saattir, dadikalardır.

Hayat programımız Allah tarafından çizilmiştir. Müslüman sabah erkenden kalkar, güzel bir abdest alıp namazını kılar, namazdan sonra işine başlar.

Öğle namazına kadar çalışır. Vakit girince tehir etmeden namazını kılar, ruhen gıdasını alır, az istirahattan sonra dünyalık işlerine ibadet niyetiyle devam eder. İkindi, akşam, yatsı namazlarını ilk vakitlerinde kılar.

Günlük hayata namazla başlar, güzel bir şekilde namazla bitirir. Yatsı namazından sonra zamanını israf etmeden istirahate çekilir.

Gece yarılarına kadar radyo ve televizyonun zararlı programlarıyla hayatını zehirlemez, vaktini öldürmez.

Müslüman şuurludur, zamanın kıymetini bilir. Vaktini faydalı kitapları okumaya, okuduğunu hayatına tatbik etmeye sarfeder.

Allah (cc) geceyi örtü, uykuyu dinlenme vasıtası, gündüzü de helâlinden rızkını temin etmek için çalışma zamanı yapmıştır.

Üçüncü Lem’a’da ifadesini bulan şu veciz sözlerle hutbemizi bitirelim:

“Evet, Bâkî-i Hakikî’nin muhabbet, marifet rızası yolunda bir saniye bir senedir. Eğer O’nun yolunda olmazsa bir sene bir saniyedir. Belki O’nun yolunda bir saniye lâyemuttur, çok senelerdir. Ve dünya cihetinde ehl-i gafletin yüz senesi bir saniye hükmüne geçer.

Ey insanlar! Fânî, kısa, faydasız ömrünüzü bakî, uzun, faydalı, meyvedar yapmak ister misiniz? Madem istemek insaniyetin iktizasıdır. Bâkî-i Hakikî’nin yoluna sarfediniz! Allah için işleyiniz, Allah için görüşünüz, Allah için çalışınız. Lillah, livechillah, lieclillah nzası dairesinde hareket ediniz. O vakit sizin ömrünüzün dakikaları seneler geçer.

Ey insan! Senin iktidarın kısa, bekan az, hayatın mahdut, ömrünün günleri mâdut ve herşeyin fânidir. Öyleyse şu kısa, fânî ömrünü fânî şeylere sarfetme ki fânî olmasın. Bakî şeylere sarfet ki, bakî kalsın!”

Ne mutlu ömrünü Allah yolunda sarfedenlere!

 

 

Kaynak: sorularlaislamiyet.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir