İmtihan neden var?

Bir çekirdeğin aklı olsa, toprağa gömülmesini anlayamayabilir. Ama onun ağaç olmasının; yaprak, çiçek, meyve, tat, koku gibi güzelliklere mazhar olmasının yolu oradan geçmektedir. Ve onu oraya atan, gömen ve üstünü toprakla kapatan bizler, bizi bu dünya tarlasına atan sonsuz merhamete, rahmete, hikmete itiraz edebiliyoruz…

– İman bilmeyi, öğrenmeyi gerektiren, tahkiki iman bazında ilim isteyen bir olgudur. İslam ise, teslimiyeti, bağlanmayı, güvenmeyi, tevekkül etmeyi gerektiren bir hakikattir. İman ve İslam’dan ibaret olan İslam dininde de Müslümanlar bu iki hakikati beraber yürütmek zorundadır.

– Bu gerçeğin bir tezahürüdür ki, İslam dininde genel iman esasları makuldur, aklen anlaşılabilir. Fakat bazı detaylarda ve İslam’ın diğer bazı konularında aklı tatmin edecek hikmetleri görmeyebiliriz.

Mümin olarak, -sizin de şimdi yaptığınız gibi- imanımızı pekiştirecek deliller, hikmetler bulmaya; Müslüman olarak da hikmetleri bulmadığımız yerde Allah’a teslim olmaya çalışacağız.

– Mesela; iman etmişiz ki, bu kâinatın yaratıcısı sonsuz ilim, kudret ve hikmet sahibidir. Bununla beraber, bazı konularda aradığımız hikmeti bulamayabiliriz. Burada bize düşen imanımıza müracaat etmek ve kestirmeden işi çözüme kavuşturup rahatlamaktır.

Örneğin, insan için bu zorlu ve zorunlu imtihanın hikmetini tam anlamadığımız zaman, imanımıza müracaat edeceğiz. İmanımız bize der ki: “Allah sonsuz ilim ve hikmet sahibidir.” Sonsuz ilim ve hikmet sahibi bir yaratıcının hikmetsiz, bilgisizce -haşa- bir iş yapması mümkün değildir. Öyleyse bu işin de bir/birçok hikmeti var, fakat ben bunları bilmiyorum/belki de hayat boyu bilemeyeceğim… Öyleyse iman ettiğim Rabbime güveneceğim. O en doğrusunu bilir. Benim ve benim gibi milyarlarca insanın aklını da o yaratmıştır.

O halde, haddimi bileceğim; küçücük aklımı, o aklımı yaratan Rabbimin ilim ve hikmeti ile karşılaştırma yapmayacağım… âcizliğimi hissedecek ve ona teslim olacağım.

– Kur’an’da birçok ayette “Allah’a tevekkül edin/güvenin”, “iman edenler Allah’a tevekkül edip güvensinler!..” gibi tavsiyelerin yer alması, arz etmeye çalıştığımız ve İslam’ın öğretmek istediği bir teslimiyetin dersidir.

– Bununla beraber, Allah insanı imtihana tabi tutmuştur ki, Ebu Cehil gibi kömür ruhlularla, Ebu Bekir gibi elmas ruhlular ayrılsın. Kötü insanların iyi insanlardan ayrı bir değerlendirmeye tabi tutulması, birine mükâfat diğerine ceza verilmesi, bugünkü dünya insanlık camiasının -dine bakmadan- kabul ettiği bir gerçektir.

İmtihan, kelime olarak “mihnet”, sıkıntı manasına gelir. Dünyanın bütün imtihanları gibi, dinin de imtihanları zordur. Fakat çalışanlarla tembelleri ayırmanın başka bir yolu da yoktur.

– Şunu da unutmayalım ki, din imtihanında biraz çaba sarf edenler, doğru bir istikameti, Kitap-sünnet çizgisini güzelce takip edenler, gittikçe düşünce bazında olduğu gibi, amel bazında da rahatlayacaklardır.

Dersini çok iyi bilen bir öğrencinin imtihanlardaki erdemli tavrı ne ise, din imtihanında da aynı tavrı kazanmak için ilk zamanlarda biraz zorluk olabilir, daha sonra en azından fikren rahatlama mümkündür. “Namaz kılmanın aslında ağır bir yükümlülük olduğunu, fakat Allah’a karşı saygılı olan kimseler için hafif geldiğini.” (Bakara, 2/45) bildiren ayette bu gerçeğin altı çizilmiştir.

– Şunu herkes çok iyi bilir ki, imtihanların büyüklüğü, onların kazandırdığı mükâfatın büyüklüğüne paralel bir çizgi takip eder. İlkokul, orta-lise, üniversite ve daha yüksek imtihanların hepsi bu kurala göre işler.

O halde elimizi vicdanımıza koyalım ve İslam dininin imtihanının kazandıracağı veya kaybettireceği hususların büyüklüğünü düşünelim ve “Cennet ucuz değil, cehennem de lüzumsuz değil.” ifadesinde yer alan kazanç ve kayıpları düşünelim…

 

 

Kaynak: sorularlaislamiyet.com

1 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir