Yaratma ile yapma arasındaki fark

“Yaratma” fiili, Yaratıcı’ya has kullanılan bir ifadedir. “Yapma” fiili ise, insanlar hakkında da kullanılmaktadır. Ancak kullanılan ifade ne olursa olsun, ancak Allah’ın yapabileceği şeyleri insanlara hamlederek “yaptı veya yarattı” ifadelerini kullanmak uygun olmaz.

İnsan, dünyadan malzeme alır ve yeni bir eser inşa eder. Her ne kadar ona “benim eserim” derse de, bu sahiplenme bir mecazdan öteye gidemez. Kainat galerisindeki güzel eserlere bir yenisi eklenmiştir ve onun da hakiki sanatkarı yine Allah’tır.

Toprağın bitkiyi, ağacın meyveyi, arının da balı yaratamayacağını anlamak zor değil. Çünkü bunlar bilgisiz, şuursuz ve iradesiz varlıklar. İnsan ise, üstün kabiliyetleri olan bir varlık. Onun şuurlu eliyle ortaya çıkıveren eserlere bakarak Allah’ı hatırlamak her zaman mümkün olmayabiliyor. Ondaki meziyetler, akıl gözümüze perde oluyor.

Oysa, dikkatle düşününce, insanın da bir vasıta olduğunu anlamakta gecikmiyoruz. Çünkü insan, eserini bir düzen dahilinde kurarken hiçbir malzemeyi yoktan var etmez, ancak yaratılanı tertip eder. Bunu yaparken de kendisine ihsan edilen cihazları ve duyguları kullanır. Akıl, kalb, hafıza, göz, kulak ve eli bahşeden Allah’tır. O’nun mülkünde, O’nun verdiği aletler ve O’nun yarattığı malzemelerle çalışan sanatçı, eserinin hakiki sahibi olamaz. Bundan dolayı eserin güzelliğinden hareketle edilen bütün medihler ve takdirler, Yaratan’a aittir.

Sanatçının rolü “dilemek”tir, önemli olan iradesini hayır için mi, yoksa şer için mi kullandığıdır. Denilebilir ki, ağaç vasıtasıyla meyveyi yaratan Allah, insan eliyle de beşeri sanat eserlerini halk etmektedir. Fark, iradenin söz konusu olup olmamasındandır. Şu halde insan, akıl ve irade sahibi olduğu için “Eserimi ben yarattım.” diyemez, ancak, “Bu eser benim vasıtamla yaratıldı.” diye düşünebilir. Hakiki sanatkarı tanımakla birlikte “Bu eser benimdir.” demesinde bir mahzur yoktur elbet. Vazifesi, anlayan bir akıl ve dileyen bir irade ihsan eden Rabbine şükürdür.

Sanat eserleri hakkında geçerli olan bu hükümler, teknolojik eserler için de söz konusudur. Bir şiir, bir tablo, bir heykel veya bir bestenin gerçek sanatkarı O olduğu gibi, bir masa, bir halı, bir bilgisayar veya bir makinenin da hakiki ustası yine O’dur. Bütün teknolojik cihazlar, insan eliyle fakat O’nun yaratmasıyla vücuda gelir.

Sanatçı gibi, teknikçi de dünyadaki malzemeyi kullanır. Fenlerin bütün kanunları kainatta mevcuttur. İlim adamının yaptığı iş, bu kanunları keşfedip hayatta uygulamaktan ibarettir. Bütün fenler, kainat kitabının incelenmesi ve ondaki kaidelerin tespitiyle ortaya çıkmıştır.

İlim ve teknik adamları da sanatçılar gibi, varlıkları idrak ederken, çeşitli alet ve makineler yaparken Rablerinin kendilerine bahşettiği kabiliyetleri kullanırlar. “Bu kanunu ben buldum, şu makineyi ben yaptım.” demeleri, onların bir kanun koyucu ve bir yaratıcı olmalarını gerektirmez. “Yaptım, ettim, buldum” fiillerinin hakiki faili başkasıdır.

Bunları söylerken insan iradesini reddetmiyoruz elbet. Evet, insan hür bir irade sahibidir ve bu istidadını istediği yönde kullanır. Ama ona o hür iradeyi veren de Allah değil mi? Nasıl düşünmüyoruz ki, daima “benim” diye sahip çıktığımız bedenimizin bile hakiki sahibi değiliz. Kalbimiz çalışır, kanımız temizlenir, hücrelerimiz yenilenir, vücudumuzda milyarlarca olay cereyan eder, fakat bunların çoğundan bizim haberimiz bile olmaz. Organlarının nerede olduğunu, ne iş yaptığını ve nasıl çalıştığını bilen kaç kişi var? Saçlarımız dökülür, yüzümüz kırışır, belimiz bükülür, dişlerimiz dökülür, nihayet üstüne titrediğimiz hayatımız elimizden alınır; fakat biz, olup bitenlere seyirci kalmaktan başka bir şey yapamayız.

“Ben, ben” deyip duruyoruz, lakin o benliğe takılan maddi veya manevi cihazlarımızın hakiki sahibi değiliz. Hiçbirini biz yapmadık, başkasından satın almadık, tesadüfen yollarda da bulmadık. Yaratan yaratmış, “benliğimizin” eline vermiş, “İstediğin gibi kullanmakta serbestsin, ama unutma, her yaptığından hesaba çekileceksin.” demiş.

Benliğinin ve duygularının bile gerçek sahibi olmayan insan, nasıl kendi eliyle yaratılan eserlerin hakiki sahibi olur? Nasıl olur da kendisine bahşedilen nimetlerle gurura kapılıp, “her şeyi ben yaptım, ben kazandım, ben buldum” diyerek Rabbini unutur?

Yani cansızlar, bitkiler ve hayvanlar vasıtasıyla nice mucizeli eserler yaratan Allah, insanlar eliyle de eserler yaratmaktadır. Çünkü O, “her türlü yaratmayı bilen”dir.

 

 

Kaynak: sorularlaislamiyet.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir