Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol!

Lisan, hâl ve kal olmak üzere ikiye ayrılır.

Kal lisanı, dil lisanı demektir. Hal lisanı ise beden lisanı demektir.

Mesela, bir çiftçinin tarlasını kazması hal lisanıdır, bir öğrencinin ilim öğrenmek için kitabını açması hal lisanıdır, bir hastanın şifa için doktora gitmesi yine hal lisanıdır. Çiftçinin ekin için, öğrencinin dersini anlayabilmesi için ve hastanın şifa için dua etmesi ise kal lisanıdır.

Bir kişi hayal edelim ki, hiç limon yememiş. Ve bir heyet hayal edelim ki her türlü fennin zirvesinde. Bu limon yememiş kişiye limon hakkında ansiklopediler dolusu bilgi vermeye çalışıyorlar ve günlerce limonu anlatıyorlar.

Diğer taraftan fence son derece kısıtlı bilgisi olan bir narenciye köylüsü teyze, o limon yememiş, onu bilmeyen adama “Al evladım bu limon, kes ve ye!” diyor. Adamın limona bir anda dilini değdirmesi, bütün bu konudaki bilim adamlarının yaptıklarının, anlattıklarının önüne geçiyor.

Bizler küçükken  muhakkak anamız, babamız, büyüklerimiz “Evladım ateşe yaklaşma!” diye bizi ikaz etmişlerdir. Etkisi olmuştur muhakkak ama ne zaman ki, ya laf dinlemememizden, yani ateşin tehlikeli olabileceğine yeterince iman etmediğimizden ya da kazaen bir tarafımızı yakmışızdır. İşte o an ateşin ne olduğunu gerçekten anlamışızdır.

Fen derslerinde laboratuvar çalışmaları kaçınılmazdır. Teorik olarak gördüklerimizi pratiğe dökeriz ve böylece konu tam olarak anlaşılmış olur.

Son misal olarak da, mesela bir ana-baba evladına sigaranın zararlarını anlatırlar ama bir bakarsınız ki ana-baba bizzat sigara içiyorlar, haliyle anlattıkları inandırıcı olmaz.

Bu anlatılanlar hal dili ile kal dili, yani davranışlar ve söz arasındaki farklılığı ve birbirlerini değişik konularda ne kadar desteklediklerini göstermektedir.

Bu örneklerden ve bunlara benzer sonsuz teşbihlerden anlarız ki, yeri gelir kal dili bir adım öne geçer, yeri gelir hal dili bir adım öne geçer. Olayına göre değişebilir ama bir tanesi mutlak yeterlidir, ya da sadece bir tanesi diğerinden daha ön plandadır diyemeyiz, her iki “lisan” da çok önemlidir ve belki birbirlerinden ayrılmamaları gerekir.

Bununla beraber, genellikle hal dili kal dilinden daha önemlidir. Sadece söylemek ama yapmamanın etkisi her zaman olmayabilir ise de, diliyle söylemese bile, sadece yapmak ve uygulamak her zaman etkilidir.

Buradaki olmazsa olmaz, kal dilimizin hal dilimizle uyum içerisinde olmasıdır. Yani bir şey söylüyorsak ona uyumlu hareket etmeli; bir şey yapıyorsak da ona uyumlu konuşmalıyız. Yani sözlerimiz ve davranışlarımız birbiri ile uyum içinde olmalı ki inandırıcılığımız, ikna ediciliğimiz ve dürüstlüğümüz görünsün.

Mevlana Hazretlerinin dediği gibi:

“Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol!”

Bunun en güzel örneğini de Fahr-i Kainat (asm) Efendimizin hadislerinde ve sünnetinde görmekteyiz. Hazret-i Muhammed’in (asm) ağzından çıkanlar ile, yani hadisleriyle,  hal ve davranışları, yani sünneti, mutlak bir uyum içindeydi, ve bu uyum sayesinde Kuran’ın ilk ve en mükemmel tefsiri bize kadar sağlıklı ve anlaşılır bir şekilde intikal etmiştir.

 

Kaynak: sorularlaislamiyet.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir