Kader mahkumları

Günahlarla İç İçe bir hayatı vardı. İbadete de pek yanaşmıyordu.

Bir gün, bir hocaefendi ile bir araya geldiler.

Sohbet esnasında “Hocam,” dedi, “Ben kaderin mahkûmu­yum. İstiyorum, ama namaz kılamıyorum. Benim kaderimde namaz kılmamak varmış.”

Hocaefendi latifeyi seven biriydi. Dedi: “Sen benim yıllardır arayıp da bulamadığım kimsesin. Demek kaderi okuyabiliyorsun. Söyle, benim kaderimde ne var?” Adam şaşırıp kalmış, diyecek bir şey bulamamıştı. Ho­ca, devam etti:

“Bak şurada çeşme var. Kollarını sıva, abdest al, ardından şurada iki rekât namaz kıl, bak o zaman kaderin nasıl değişe­cek. Kaderinde namaz kılmak olacak.”

Nedense kader daha çok günahlarda kullanılıyor. Öğren­ciler zayıf aldıklarında, “Hoca verdi” demeleri gibi, günahlara dalan kimseler bunu kaderin zorlaması zannediyor.

***

Hz. Ömer zamanında birisi hırsızlık yapar ve yakalanır. Kendisine had cezası uygulanacaktır. Adam can havliyle, “Ya Ömer, ben ne yapabilirdim? Bu benim kaderimmiş” der.

 Hz.Ömer, had cezasını uygulattığı gibi, ayrıca sopa cezası da ve­rir. “Bu da,” der, “Allah’a iftira ettiği için.”

***

Hz. Ömer (r.a.) bir yolculuktayken, gitmek üzere oldukları Şam’da salgın hastalık zuhûr ettiğini haber alınca gerekli istişâreler netîcesinde Şam’a gitmekten vazgeçmiştir. Aslında Cenâb-ı Hakk’ın ve Hazret-i Peygamber’in emrine daha muvâfık olan bu ihtiyat ve tedbir karşısında sahâbeden Ebû Ubeyde bin Cerrah (r.a.), Hz. Ömer’e (r.a.):

“–Allâh’ın kaderinden mi kaçıyorsun?” diye sormuş, Hz. Ömer (r.a.) ise, o âlim ve fâzıl sahâbîden böyle bir suâli beklemediği için:

“–Keşke bunu senden başkası söyleseydi ey Ebû Ubeyde! Evet, Allâh’ın kaderinden, yine Allâh’ın kaderine kaçıyoruz. Ne dersin, senin develerin olsa da bir tarafı verimli, diğer tarafı çorak bir vâdiye inseler ve sen verimli yerde otlatsan Allâh’ın kaderiyle otlatmış; çorak yerde otlatsan yine Allâh’ın kaderiyle otlatmış olmaz mıydın?” (Buhârî, Tıb, 30)

***

Sözgelimi bir güneş veya bir elma ağacı için böyle bir hür­riyet yoktur. Güneş gerçekten kaderin mahkûmudur, kendi­sine belirlenen yörüngede yol almaya mecburdur. Elma ağa­cı, elma vermeye mecburdur.

Ama insanın önünde tek yol değil, yollar vardır. Tek tercih değil, çok tercihler vardır. O, isterse iman eder, isterse küfrü seçer. İsterse şükreder, isterse nankörlük yapar. İsterse itaat eder, isterse isyan eder.

O, bir robot değildir. O, rüzgârın önünde savrulan bir yaprak değildir. Eli, kolu bağlanıp denize atılmış, kendisine “Haydi, yüz bakalım!” denilmiş de değildir. Böyle olunca o mesuldür. Çünkü o, imtihan edilmektedir.

 

Kaynak: hanimlar.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir